Teknoloji anlamında dünyanın en akıllı dönemini yaşıyoruz. Hatta bazen bunun hızına yetişemiyoruz. Her gün yeni bir gelişmeyle uyanıyoruz. Yapay zeka, simülasyon, dijital para birimleri, fidye saldırıları derken yenilikleri takip etmek zorlaşıyor. Zaman makinesini ruhani olarak yaşıyor, her geçen gün kendimizi formatlıyoruz! Peki ya mekanik bir dünyanın içinde duygularımıza yer var mı?

Değişen Hayatlar

Kısa bir süre öncesine kadar daha farklı gereksinimlerimiz vardı. Gereksinimlerimiz çoğaldıkça, imkanlar arttı. İmkanlar arttıkça, ihtiyaçlar değişti! Çevirmeli telefonların yerini 4.5G aldı. Gazetelerde biriktirilen kuponlar yerini sosyal medya kampanyalarına bıraktı. Belki hayat biraz kolaylaştı ama bunların getirdiği zorluklar da oldu.

Çaldır Kapat 

Biz çaldır kapat devrinde telepatiyle anlaşan insanlardık. Sonra emojiler dönemine geldik. Elimizdeki bu gücü nasıl kullanabileceğimizi bilebildik mi? Sanki pek bilemedik. Doğru yerde kullandığımız şeyler de oldu tabii… Ama genel olarak sosyal medyayı amacına uygun kullanamadık. En büyük kanıtı da öfkeyle dolu yorumlar, sosyal medyadan aldatmalar, yalnızlık hissi ve rekabet dolu bir dünya oldu.

Kimsin Sen?

En son Ferzan Özpetek’in ‘‘Cebimdeki Yabancı’’ filmine gittim. Sonrasında da epey düşündüm. Bir telefona kaç aşk, kaç tutku, kaç arzu ya da kaç ihtiras sığabilir ki? Bir sürü… Milyonlarca duygu sığabilir. Dışarıdan hiçbir zaman belli edemeyeceğiniz, yüzünüzden hiçbir zaman anlaşılamayacak duygular sığdırabileceğimizi anladım. Olay artık aldatma meselesi değil onu fark ettim. Hangi ben ya da hangi sen aldatılabiliriz ya da aldatırız? Olayın önemli kısmı; hangisi sensin?

Naif Duygular

Önceden yaşanılan naif duygular vardı. İlk buluşmalar, ilk heyecanlar daha önemliydi. Sinemaya gidilip, film izlerken serçe parmak buluşmasında yaşanılan duygu patlamaları, hızlı kalp atışları, yargılamadan yaşanılan özel anlarda daha mutluyduk. Zaten bugünlerde kaçımız kaç farklı duygu yaşayabiliyoruz ki? Tepkilerimiz bile aynı. Farklı bir tepki vermeye kalksan ‘’anormal’’ sıfatını yapıştırıyorlar. Belki de bundan dolayı sosyal medyada kendine tanınmış ‘‘yanlış’’ bir özgürlük algısını benimsiyoruz.

Hangisi Benim?

Herkese sorulması gereken soru aslında… ‘‘İnsanları, hayatı, eşini, doğayı seven ben miyim yoksa duygusal açlığımı sosyal medyadan dindirmeye çalışan ben miyim? Niye sürekli daha fazlasını istiyorum?’’ İnsan bunu içinde çözdüğü zaman aslında sosyal medya asosyal olmaktan çıkıp; gerçekten sosyalleşecek. Cebindeki yabancı değil gerçekten ‘‘sen’’ olacaksın. Ne karakterini bölmeye, ne insanları sevmemeye ne de duygusal olarak tatminsiz olmaya gerek kalacak. Nazım Hikmet’in dediği gibi, “Basit yaşayacaksın. Basit. Mesela susayınca su içecek kadar basit.”