Her sabah yeni bir tomurcuğa uyanıyorum. Her gün bir sokağın daha çiçeklendiğini görüyorum. Hanımeli kokusunun eşliğinde işime yürüyorum. Fark ettim de sanırım ben gerçek bir romantiğim… Ama konumuz bu değil!

Bahar geldi hoş geldi! Bana da bir mutluluk geldi. Dolayısıyla blog yazımın hangi konuda olacağıyla alakalı çok fazla düşünmeden, ilk akla geleni kaleme almak istedim. Eğer hala okumaya devam ediyorsan söyleyeyim; bu “Mutlu Olmanın 10 Yolu”, “Mutlu Olmanın 5 Bilinmeyenli Denklemi”, “Mutlu Olmanın Geometrik Formu” tadında bir yazıdır. Hala benimle misin?

Bu yazımda dijital bir mecrada dijital olmayan bir mutluluğu anlatacağım. Mesela sana “En son ne zaman mutlu olmuştun?” gibi sorular sormam gerekecek ki, açıkçası en son ne zaman mutlu olduğunu merak etmiyorum. Ama şunu sorabilirim: Neden mutsuzsun ki? Mutlu olmak için bir milyon tane neden sayabilirim. Aynısını mutsuz olmak için de yapabilirim. Bu bir matematik olsaydı, ben yapamazdım. Neyse, konumuza dönelim. Mutlu olmak biraz seçimlerle alakalı. Tabii ki dünyada çok çeşitli felaketler oluyor. Buna hiç birimiz tepkisiz kalamayız ama içinizdeki o huzurlu ve kendinden emin mutlu insan, o kadar güzel ki… Tüm enerjisini ve ışıltısını dünyaya yayıyor. Hem etrafına hem de dünyaya yardımı dokunuyor. Nasıl mı? Günlük olarak özetliyorum.

İlgili: Emrediyorum Motive Ol!

Mutlu Bir Yolculuk

Her gün işe Marmaray ve Metro kullanarak gidiyorum. Birbirinden çok farklı profillerin içindeyim. Özellikle sabah 08:30 ve akşam 18:00 saatleri fazla kalabalık oluyor. Hatta bazen tutunmasan bile düşmeden yolculuğuna devam edebiliyorsun. Ama bazen tutunacak yer kalmıyor. İşte böyle zamanlarda tutunman için kolunu uzatan birine ihtiyaç duyuyorsun. Kol bu sadece korkma! Uzat, düşmesin kimse! Yazık sana, bana, ona… Bir de hafif bir tebessüm et. Evet, çok erken kalktın, uyuyamadın, en sevdiğin dizi vardı ama bak bir tebessümün kimseye zararı olmaz. Tüm yolculuğun senin kaderin değil. Sadece trafik var. Sen de pratik bir şey yapıyorsun, öyle düşün. Yoksa işe limuzinle mi gitmek isterdin? Cevap evet mi? Benim de!

İşini Bakıma Al

Sevmediğin ofis arkadaşın, patronun ya da revizeler… Yorgunsun, bunaldın ve hiç vaktin yok. İşte bunu kabul etme! Ara vermek, öfke nöbeti geçirmekten her zaman daha iyidir. Nefes al. Günün iyilerini düşün. Ofise gelirken aklından geçenleri düşün. Arkadaşlarınla yapacağın hafta sonu planını düşün. Bir de bakışını değiştir. Tüm kötü şeyler senin başına gelmiyor. Yalnız değilsin. Hepimiz yaşıyoruz aynı şeyleri… Eski sevgilinin yeni sevgilisine de sosyal medyadan bakmamaya çalış!

Sporla Olan İlişkini Gözden Geçir!

Ben de sporu öyle seviyorum, öyle seviyorum ki bazen “bu kadar sevmesem mi, acaba bunaltıyor muyum?” diye düşünmeden edemiyorum. Şaka bir yana, hakikaten mutlu ediyor. Evet, o ilk hamle çok zor, çok sancılı… Birbirinizi tanıma ve alışma süreçleriniz var ama inhale, exhale panik yok! Herkese bol kepçeden dağıttığın ama haksızlığa uğradığın o minnoş sevginden kendine de ayır. Üstelik bu kez haksızlık olmayacak! Emin ol hayatında çok şey değişecek.

Hayal Kur

Bol bol yap bunu… Hatta bazen kurduğun hayalin saçmalığına gül. İçini güzel şeylerle iyileştir. Masallardaki uzak diyarlara git. Bazen oyunun kahramanı bazen de oyunun kazanan tarafı ol. Kötülükleri getirme aklına! Sal o düşünceleri. Şimdi kocaman gülümse…

İlgili: Zamanla Olur..

Seyahate Çık

“Demesi kolay tabii… Dolar ne kadar yükseldi, haberin var mı?” İşte tam da bu noktada gülümse, hayata gülümse, sevdiklerine gülümse. Bil ki dünyayı sevgi kurtaracak! Maddiyat mı? O da neymiş canım!