Bugün bir arkadaşım, yakın bir arkadaşı ile staj yaptığı ajans hakkında aralarında geçen konuşmadan bahsetti. Genç meslektaşım ajanslarında uzun süredir çalışan bir ekip üyesinin bile asgari ücretin altında bir maaş ile çalıştığını, bu nedenle de kendi geleceği için ne kadar endişelendiğini paylaşmış arkadaşımla.

Ben de üniversiteden mezun olduğum yıl, benzer bir hisle dolmuştum. Üniversite yıllarında iyi kurumlarda staj yapmış yakın arkadaşlarım bir bir çok büyük iletişim ajanslarında ücretsiz, şanslılarsa o zamanki asgari ücretin yarısı etmeyecek maaşlarla işe başlamışlardı. Tabii ki edinilen deneyimin maaşla karşılaştırılması mümkün değil. Ancak tabloya uzaktan bakıldığında sektörün durumu maalesef pek parlak görünmüyor.

Ajans / Kurumsal Şirket Dilemması

Öncelikle, ne yazık ki Halkla İlişkiler’in en kolay kazanılabilen ve “en az çalışanın bile” rahatlıkla mezun olabileceği bir bölüm olduğuna dair bir algı var. “Halkla İlişkilerci” olabilmek için üniversitesini okumuş olmak gerekmediği yanılgısından bahsetmiyorum bile. Bu başlı başına bir yazı konusu. Çok fazla sayıda, çok fazla üniversitede Halkla İlişkiler eğitimi veriliyor ve birçoğunun kalitesi belirsiz. E haliyle çok fazla mezun var. Mezunların en büyük hayali kurumsal bir şirkete girip kariyerlerine kurumsal iletişim alanında yön vermek. Çünkü sürekli bahsedildiği gibi, ajanslarda iş yükü çok, mesai saatleri belirsiz ve maaşlar düşük. Peki buna kurumsal şirketler ne diyor? Tabii ki en az 2 yıl ajans deneyimi! Bu süre bazı kurumsal şirketler için 5 yıla kadar çıkabiliyor. Ajanslar durur mu, yapıştırıyor cevabı! Bu durumda kurumsal bir şirkete girebilmek için en az 2 yıl deneyim kazanması gereken binlerce mezun var. Daha açık söylemek gerekirse, yeni mezunlar hayal ettikleri kariyer noktasına adım atabilmek için ajanslara mecburlar. Burada tabii ki üniversite döneminde yaptıkları stajlardan edindikleri deneyimler ve çevre ile kurumsal şirketlerde işe başlama fırsatı yakalayan yeni mezunlardan bahsetmiyorum. Ancak herkesin eline bu fırsat geçmiyor tahmin edersiniz ki…

Yıllardır Aynı Muhabbet

Tam da burada başlıyor aslında bizim hikayemiz. Yaklaşık 6 yıl önce tüm bu düşünceler aklımızdan geçerken “kendi ajansımızı kuralım” dedik. İdeallerimiz vardı, tüm ekip arkadaşlarımız verimli çalışacak, kaliteli işler üretecek, rahat yaşayacaktı. İşini çok severek yapacak, ofiste mutlu hissedecek, hakkını vererek çalışacak, haliyle hakkını sonuna kadar alacak bir ekip olacaktık. Kolay olmadı, olmuyor da. Ama olunca da çok tatmin edici oluyor, inanın bana. Biz ideallerimizin peşinde, henüz küçük ama bomba gibi bir ekip kurmuşken ve neredeyse sektördeki 6. yılımızı da devirirken hala aynı hikayeleri duyuyoruz bir yerlerden. Peki nasıl olacak sevgili ajans başkanları, meslek duayenlerimiz, büyüklerim, arkadaşlarım? Nasıl olacak?

İlgili: Rekabetçi Değil İşbirlikçi Ajans Ortamına Nasıl İlham Verilir?

Benden çok daha deneyimli isimler var aranızda biliyorum. Tabii ki siz çok daha iyi bilirsiniz. Ancak, üniversiteye başladığım yıl Halkla İlişkiler mesleğinin itibarı tartışılıyordu. “Public Relations” tercümesinin ne kadar yanlış olduğu, mesleğin doğru anlatılamadığı ve daha niceleri. Önce kendi söküğümüzü dikemediğimizi farkettik yani. Sonra lise yıllarında “sözelci” olduğumuz için zekamızdan şüphe eden arkadaşlarımız bir güzel bitirdiler sayısal bölümlerini. Beğenmediler sonra, “İletişimim zaten iyi!” diyerek oldular mı “Halkla İlişkilerci”? Neyse, daha önce söylediğim gibi bu başka bir yazının konusu.

Ne Yer Ne İçer Bu İletişimciler?

Gelelim asıl konuya. Biz iletişimcilerden neler bekleniyor? Standart mesleki gerekliliklerden bahsetmiyorum tabii ki. Markalarımızın stratejilerini belirlerken, iletişim planlarını hazırlarken, onları da kendimizi de taze, yaratıcı ve farklı tutabilmek için neler yapmalıyız? Her zaman radarlarımız açık olmalı bir kere. Genel kültürümüz yüksek olmalı. Gündemi sıkı sıkıya takip etmeliyiz. Sadece gündemi değil trendleri de! En yeni filmleri, kitapları, albümleri, mekanları bilmeliyiz ve hatta izlemeliyiz, okumalıyız, dinlemeliyiz, gitmeliyiz. Yurt dışını da görmeliyiz. İyi ve geniş bir çevre edinmeliyiz. E, dolayısıyla iyi giyinmeliyiz. Bu maddeler daha satırlarca sıralanabilir. Dünyadaki örnekleri incelemezsek, kendimizi sürekli yenilemezsek, her gün biraz daha geliştirmezsek ne farkımız olacak ki? Ne farkları olacak?

İlgili: İyi Bir PR Uzmanının Sahip Olması Gereken 10 Özellik

“Eyy Ajans Başkanları!”

Sevgili ajans işverenleri, ekibinizde yer alan her bir kişiden yaratıcı, yenilikçi ve hatta markalarınızı uçuracak, fark yaratacak, öne çıkaracak fikirler beklemiyor musunuz? O halde, özel hayatında mutlu olmayan, her gün yapması gereken ödemeleri düşünen, düzensiz mesai saatleri sebebiyle sosyal hayatı kısıtlanmış bir ekip üyesi bütün bu isteklerinizin ne kadarını sağlıklı bir şekilde karşılayabilir? Farkında mısınız, herkes ajans dünyasının ne kadar zorlu ve yıpratıcı olduğundan bahsediyor. Hatta öyle ki, daha doğru düzgün deneyimi olmayan bir adaya, gelecek hedefinin ne olduğunu sorduğumda, kurumsala geçmek istediğini ama bunun için önce bir kaç yıl “sürünmesi” gerektiğini söylemişti. Eminim siz bile bazen bunu düşünüyorsunuz. Her meslekte stres vardır elbet. Ancak bunca yakınılası sıkıntıyı biz, kendimiz yaratmıyor muyuz?

Sizi üzmek istemem ama iş arama motoru ZipRecruiter’in Şubat 2018 raporuna göre Amerika’da bir Halkla İlişkiler Uzmanı yıllık ortalama 38.500 dolar maaş kazanıyor. Başka bir araştırma ise, İngiltere’de bir Halkla İlişkiler Uzmanı’nın yıllık ortalama 47.000 pound kazandığını gösteriyor. Çeşitli kaynakları, raporları araştırabilirsiniz. İnternette bir çok sitede ülke bazında ortalama yıllık maaş tabloları mevcut. Ülkenin genel koşullarını hiçe sayıp, döviz kuru üzerinden hesaplama yapmayalım tabii, gerçekçi olmaz. Ancak ne olursunuz, büyük beklentileriniz olan ekip üyelerinizi, küçük beklentilerle yaşamaya mecbur etmeyin.