Selamlar! Bir önceki yazımda üç bölümlük bir yazı dizisi başlatmıştım. Buradan çalışma motivasyonuma dair ilk yazımı okuyabilirsiniz. Sıra, iş arkadaşlarımı anlattığım yazıda. Karşınızda omg!medya’da Nasıl Hayatta Kalıyorum? – 2!

Birisiyle hayatta kalmaya çalışırken o kişiyi iyi tanımanız oldukça avantaj sağlar. Bu nedenle size hem kendi gözümden iş arkadaşlarımı anlatacağım, hem de onlarla olan iş ortamımda nasıl hayatta kaldığımı…. Böylece gizli saklının kalmadığı, tatlı tatlı gıybetli bir yazı eşliğinde kahvenizi yudumlayabilir ve omg!medya‘yı daha yakından tanıyabilirsiniz. Yazıda kişilerle ilgili tüm olumlu ifadeler gerçek iken, negatif kısımlar kurmacadır (!) Alfabetik sırada omg!medya’yı tanıyalım!

1. Aslıhan

Aslıhan’ı sürekli spora gitmek istemesinden, ofisin yakınında eczane, veteriner ve solaryum aramasından, kapının yanından geçenlerin kombinini gözleriyle süzerek not vermesinden veya heyecanlanınca bir anda yüksek sesle konuşmaya başlamasından tanıyabilirsiniz.

Ofiste benden başka ve benden çok daha fazla röportaj yapmış olan kişi Aslıhan’dır. Her ne kadar onu tanımadan, bir kerecik hoşlanmadığı biriyle röportaj yapma gafletine düşsem de beni sevdiğini bilirim. Ayrıca Kuzguncuk’u da benim gibi sever. Bu iki özelliği öğrendiğimde, ofiste hayatta kalma şansımın arttığını düşünmüştüm.

Aslıhan’ın bir görevi bitirdiğindeki ani sevinç ve heyecan patlamalarında onu tebrik etmeniz, ofisteki pozitif enerjiyi arttırarak karşılıklı olarak gücünüzü arttırır. Ayrıca maaş alındığında Aslıhan’la D&R gezisine çıkıp kitap seçmek de insana ödül gibi gelir. Ancak konu başlığı itibariyle bazı minnoş zorluklardan da bahsetmeliyim. İlki özellikle ben bir çeviriye gömülmüşken rap müzik açarak kafamda bir kelime karmaşası buhranı yaratmasıdır, bu durumda kaderime yenilir ya da kulaklık takarım. İkincisi bazen bana ofisin eski çalışanlarından birinin adıyla hitap etmesidir. Aslıcığım, umarım bu yazı için “x’cim eline sağlık.” diye başka isimle hitap etmezsin. Üçüncüsü, köpek fobimin etkisiyle kendisini otomatikman 10x boyutunda düşündüğüm minik köpeği Axl’i ofise getirme hayallerinin verdiği korkudur.

2. Can

Can’a öncelikle bu yazımı yazarken bana kraker sürprizi yaptığı için teşekkür ediyorum. Bir Can’ı “naber kızlar ya” diyişinden veya en acı kahveyi içişinden anlayabilirsiniz. Aslıhan ve Damla’yla yaptığı toplantıları biraz dinlemeye çalışarak “buradan da bir şeyler kapayım” demek ileriye dair hayatta kalma yatırımlarımdandır. Can her konuda hoşsohbet bir insan olduğundan, nispeten az yoğun olunan anlardaki muhabbetiyle hayatta kalışınıza katkı sağlar. Harika yeni markalar ve muhteşem bir tasarımcı (Tasarımcılar buraya!) bulma yönündeki hayalleriyle size omg!medya’nın geleceği konusunda çok umut verir.

“Müzik yok mu Aygen ya” diyerek işlerden yer yer bunalabilen ruhumu özgürleştirir. Çağrı merkezi çalışanlarına olan nefreti ve onları zekice fırçalayan telefon konuşmalarıyla beni güldürür.

Ayrıca bizim için barbekü düzenler, o yetmez marshmallowumuzu ateşte elleriyle ısıtır. Bir de arada sırada “Seni metroya atayım mı?” diyerek güzel kokulu arabasıyla sizi metroya hatta bazen eve bırakır, böylece akşamları üşengeç bünyemle daha rahat hayatta kalırım.

Buna karşılık, ofisi kirletiyor diyerek Fiona’yı (dünya güzeli bir kedi-bkz. 6.madde) ofiste pek istemez ve ona “çirkin” gibi iftira dolu söylemlerde bulunur. Buradan kendisine teessüf ediyor ve kapı önünde ağlayarak bekleyen Fiona ve ona ağlayan Aygen emojisini buraya koyuyorum. Ofise köpek getirir diye içim ürperdi gene, susuyorum…

3. Damla

Bir Damla’yı çaktırmadan Can’a iş paslamasından ya da gene belli etmeden en ünlü sanatçıların konserlerine gitmesinden tanıyabilirsiniz. Her ne kadar Damla benim bu konudaki hassasiyetimi ve “kültür-sanatçı” ruhumu anlayıp artık gideceği konserleri önceden söylese de, halihazırda çoktan gitmiş olduğu konserler hayatımın eğlence düzeyini sorgulatır. Damla sabah 10-11 civarı acıktığımda bana sunduğu simidi veya sandviçiyle de gönlümde taht kurarken, benim gibi geç yatan bir insan olarak uykusuzken işte hayatta kalma savaşıma ortaktır. Müzik zevklerimizin çoğunun uyuştuğunu düşündüğüm Damla’yla bir gün swing dansı kursuna gitme hayalimiz bana moral verir.

Öğlen yediği sağlıklı ve küçük porsiyonlu yemeklerle her gün kendime “Ben neden böyleyim” diye sordururken, genelde mesai sonrası çalışmalarıyla, vaktinden bir saat sonra bile çıksanız “tembel miyim” diye sorgulatır.

Hayatta kalmak için Damla’ya blog yazısını ne zaman yazacağını sormamanız gerekir. İlk günlerimden birinde, kimler neler yazmış diye bloga bakıyordum ve “Aaaa Damla sen yazmamışsın” dememle Damla’nın o gerçek tatlı (!) yüzünü görmem bir olmuştu. Daha sonra zaman içinde gelişenleri size anlatsam inanmazsınız ama kendisini artık yeşil yaratık dansını zorla yapmaya çalıştığı videosuyla da biliyoruz. Damla’ya sosyal medyada sabırsız bir kullanıcının Damla’yı soruları ya da talepleriyle bunalttığı anlarda ilişmemeniz gerekir.

4. Elmas

omg!medya’nın kurucu ortağı ve benim asistanı olduğum PR ekibinin başında olan Elmas, bu hikayemin başlama nedenidir. Teşekkürler Elmas! Elmas’ı kışın gri ince kazak ve siyah tayt kombinasyonundan tanıyabiliriz. Kendisiyle ortak noktalarımızdan biri hem baykuşlu objeleri hem de kedileri sevmemizdir. Fiona’yı sevmesi ve kabul etmesiyle gönlümde ayrı bir yere sahiptir. Ofis kapısından kalp yapmak, “İyi misin?” diye sorup sarılmak, tez konusunda moral vermek ya da “Mustafa bültenimi beğendi Elmas” demek bireysel Survivor hikayemde işe yarayan şeylerdendir.

Elmas, siz mülakat çıkışı ona teşekkür maili atarken sizi Instagram’dan takibe alma samimiyetine ve alenen stalklama kapasitesine sahip bir insandır. Özellikle öğle yemeklerinde saydığı 8998938959384937651394 isim ve onlarla ilgili anlattıkları sırasında beynim “O kim, bu kim, şu kim?” diye düşünmekten yanar. “Neden G.O.R.A filminde Arif’e diskle spor hareketleri yüklendiği gibi Elmas’ın network hafızası da benim beynime yüklenmiyor” diye dudağımı bükerim. Bu konu ile ilgili yapay zeka gelişmelerini bekliyorum…

İşe gelince, “X’i yazdım, göndersem bakar mısın” cümlesine “Bakarım” diye cevap verdikten sonra minimum iki gün haber alamam ve hayal kırıklığına uğrarım. Ayrıca o işi varken çıkmak istediğimde bazen karşılaştığım “Aaaa çıkıyor musun, iyi, çık bakalım. Sen de git…” temalı bakışları zaman zaman eve gittiğimde düşünmekten yemeklerimin soğumasına sebep olmuştur.

5. Mustafa

Mustafa ofiste beraber en çok çalıştığım insan. Enerjik “günaydın”ıyla ofisin havasını değiştirir, herkese sevgisini davranışlarıyla belli eder. Bir derdiniz mi var dinler, halinizden anlar; sıcak su torbasına mı ihtiyacınız oldu ısıtır; henüz nail olamadığım kahve ya da yemek ısmarlamaları da yapar. Ayrıca hafta sonunuzun hep çok güzel geçmesini ister ve bunu umursar. Herkese sevgisini ayrı şekillerde, davranışlarıyla belli eder. Yanlış zamanda yanlış yerde olmasıyla gizlice çekmeye çalıştığım selfie’lerimi görür.

Kendisi sabırlı ve sakin bir şekilde feedback verir ama genelde bir şeyleri beğenmez. Sağ olsun, sayesinde kısa zamanda özellikle basın bülteni yazmak konusunda çok şey öğrenmişimdir. Yazılardaki noktalı virgüllerin ve tırnak işaretlerinin %95’ine düşmandır. Bu gibi durumlarda kalbim noktalama işaretciklerime olan bağımla kavrulurken sakince “tamam” diyip onun istediğini yapar, gece olduğunda noktalı virgüllerin ve kesme işaretlerinin hayaline sarılıp uyuyarak hayatta kalırım. Benzer şekilde, yazı konusunu beğenmediği “O pek şey değil ama ya” cümlesinden sonra içime gömülüp otuz saniyelik bir depresyon geçirdikten sonra hayata dönerim, çünkü öldürmeyen acı beni güçlendirir.

Mustafa’yla hayatta kalma yöntemim, “bu iyi olmuş”, “bu güzel bir yazı”, “harikasın canım”, “beğendim eline sağlık” dediği anlara tutunmak. “Haberimiz çıkmış, oley” diyince “çünkü yazan kişi güzel yazıyor” cümlesini duyarak aldığınız iltifat, her şeye baştan başlamanızı ve hayatta kalış enerjinizi sıfırdan toplamanızı sağlayabilir.

6. Kedi Fiona: Part time çalışan

Beyaz’ın konuşma tarzıyla “O biiiiiir dünya güzeli, o biiiiir minnoş, o biiiir Aygen’in yavrusu…” İki kedili ofislerin müdavimi olan ve kariyerini bunun üzerine kurmayı hedefleyen bendenizin Fiona’yla yolu bir gün onu ofisin etrafında görmem ve Elmas’ın önceden “Kedi görürsen içeri alabilirsin” demesiyle kesişmiştir. O zamandan beri yan koltuğumun müdavimi, ofisimizin çeyrek time kreatif üyesi kendisidir. Motivasyonumu hep yükseltir ve beni daha sevgi dolu, daha mutlu yapar.

Ben onun ruhu da kendisi de güzel, asil bir prenses olduğuna inansam da, birazcık çirkin bulanlar nedeniyle Shrek’in karısı Fiona’nın ismini almıştır.

Benim iş arkadaşlarımla hayatta kalma hikayem şimdilik böyle. Hepsini çok seviyorum ve iyi ki onlarla çalışıyorum.

Siz de iş arkadaşlarınızla hayatta kalma öykünüzü yorumlarda paylaşabilirsiniz. Tatlı iş arkadaşlarınız hakkında fikir sahibi olmak isteriz, lütfen paylaşın! Peki, böyle güzel bir ekiple çalışmaya ne dersiniz? Bize şuradan ulaşın!