Merhaba arkadaşlar! Yazı dizimin üçüncü kısmıyla karşınızdayım. Buradan birinci, şuradan da ikinci yazıma ulaşarak hayatta kalış şeklime dair daha çok fikir edinebilirsiniz. Bu yazımın konusu ise PR asistanı olarak omg!medya’da nasıl hayatta kaldığım. 

Bir günlüğüne unuttuktan sonra sabah bir anda bir vahiy eşliğinde “Bugün yazı günüm hiiiiiiiiiiiiiaaaayğ” cümlesinin beynime şak diye inmesinin ardından yazıya yeni başladığım bu gecenin (dün geceden bahsediyor) uzun olacağını anlamıştım. Mart ortası gibi işe girdiğimden beri PR asistanı olarak çalıştığım omg!medya’da bu pozisyonda çalışmakla ilgili söyleyecek bir şeylerim birikmişti, evet. Öncelikle bu yazıda pek öyle ciddi bir ton bulamayacağınız konusunda uyarayım; çünkü fark ettim ki blogda içimden neşeli bir hava tutturmak geliyor.

PR Asistanı Olarak omg!medya’da Nasıl Hayatta Kalıyorum? 

Beni mutlu eden ya da ruhumda yara açan görevlerimden bazılarını anlatacağım, dinleyin. Sonra yarın öbür gün PR asistanı diye bir pozisyona başvurursunuz da güzelim yazıyı okumadınız diye ne yapacağınızı anlamazsınız. Ya da ne bileyim, tatlı bir yazı okuyasınız gelmiştir…

İşte PR asistanı olarak temel görevlerim:

1- Basın Bültenleri

Tabii ki bir PR ekibinin bel kemiği olan basın bültenlerinden ilk olarak bahsedecektim. Buradaki basın bülteni oluşturma süreçlerinde benim görevlerim genelde benim çevirim, daha sonra o çeviriyi editleyerek daha düzgün hale getirmem, ardından belli formatlara oturtmaya çalışarak bültenleştirmem şeklindeki adımlardan oluşuyor. Daha sonra yazıya ilk olarak Mustafa, ardından da Elmas bakıyor ve bülten son halini alıyor. Ben de son olarak bazen minik harf hatalarını falan buluyorum, gözlerimi çizgi haline getirip yazıya mikroskobik bakışlar atarak.

Ben yazı gevezesi bir tip olduğum için yazıyla alakalı görevler benim için diğerlerine kıyasla hep sevdiceklerim olmuştur. Basın bültenleri ve daha yolu olan gelişimim hakkında daha çok şey söyleyebilirim ama genel olarak bir Word dosyasını açtığımda hep ikinci evimde hissedişimden dolayı markaların sektörlerinin bana ilk başta oldukça yabancı olması ve bir anda bilgi teknolojileri okuyup bilgisayar mühendisliği masterı yapan arkadaşımdan daha fazla bilişim temalı kelime öğrenmemin gerekmesi dışında bülten yazmak ile ilgili beni üzecek ciddi bir sorun yaşamadım.

Ama en önemlisi sevgili PR asistanı dostlarım, bültenin benim elimden çıkarken yani Mustafa ve Elmas’a gitmeden önceki halinin bir paralel evrendeki kusursuzluğunu düşüneceksiniz ve Mustafa’nın “bu iyi olmuş ama sadece…” demesini veya Elmas tam da  “iyi olmuş” derken odaya girdiğiniz o yüce anı hayal edeceksiniz. Daha sonrasında ise bülteni Allah ne verdiyse herkesin indirip haber yapmasını düşünerek en sevdiğiniz seslerden biri olan klavyede gezinen parmaklarla hızlı yazı yazma sesiyle cümleden cümleye savrulacaksınız kardeşlerim.

Öhm, bültenlerimiz en iyi basılı ya da online yayınlara layıktır. En çok da hafta sonu kahvem eşliğinde gazetelerdeki yansımalarımıza bakmayı severim. En son bültenleri ışık hızıyla basın odamıza eklerken de nedense böyle gizlice şeftali suyu içiyor gibi (favori içeceğim) tuhaf bir zevk alırım… Göz atmak istemez misiniz?

2- Çeviri

Ofise ilk geldiğim zamanlardan itibaren çeviri en temel görevlerimden biri haline gelmiştir. Daha önceki çalışma yerlerimde de bir şekilde İngilizce’yi kullanmışımdır. Maalesef yabancı ülkede yaşama imkanı bulamamış veya sürekli kolejde okumamış bir insan olarak bu halimle de çeviri kotarabildiğim için mutluyum. Ancak özellikle zor yazılarda ağlayacak gibi olurken mazoşist bir zevk alan bendeniz için kartvizitimde çevirmen yazılmasını da talep ediyorum.

Bazen öyle garip kelimeler ve bana o kadar alakasız konular denk geliyor ki, (artık o kadar alakasız değil, hackerlık üzerine 2. bir kariyer yapmayı bile düşünüyorum) İngilizce’sini anlamadığım cümleyi bir şekilde gayet güzel bir halde çevirmiş olduğumda şaşırıyorum. Zira lisans tezim de metaforların çevrilebilir olup olmadığı hakkındaydı ve o zamandan beri içime Otostopçunun Galaksi Rehberi’ndeki kulağına koyduğunda her dili otomatik çeviren Babil Balığı‘nın tamamının değil de belki kuyruğunun zaman zaman bana denk gelmiş olabileceğini hissediyorum. Yüksek lisans tezimde de edebiyat uyarlamaları hakkında yazmıştım ki aslında uyarlamaların da bir nevi çeviri olduğuna dair akademik görüşler var. Yani yolum hep bir şekilde kesişmiş sanki çeviriyle.

Neyse, bu ofiste İngilizce’den çeviri yapıp Türkçe çeviriyi bültenleştirmenin ardından, o Türkçe çeviriyi fazla değiştirip bültenleştirdiğimden bir dergi istedi diye Türkçe bültenimden İngilizce bülten yazma deliliğine de eriştim. Bakın, tekerleme gibi oldu. Son bir not olarak, bana bu İngilizce’yi bahşeden Bilkent’e ve oradaki tüm hocalarıma teşekkür ediyorum. Sayenizde biraz daha “hayatta kalıyorum”.

3- Rapor

Oldum olası Excel’i sevmemişimdir. Bana hep samimiyetsiz, sevimsiz gelmiştir bu Excel, yani mesela böyle sizi destekleyecek değil de hatanızı arayacak biri gibi. Taa 5-6 yıl önce Bilkent’te gördüğüm CS dersinde bu Excel’i de tekrar öğrenmiştik ama ben çoğunu unuttum. Excel’i kullanarak raporlar hazırlıyoruz. Bu konuda geçtiğimiz haftalarda çok yoğun bir döneme girmiştik. Sağolsun arkadaşlarım bir yeni format oluşturdu. Maşallah çok şık gözüküyor ama bana daha zor geldi. (Buraya PR ekibinin geri kalanının itirazları gelecek.) Geçen hafta 3 gece yarı uyku modunda Excel’de hesap yapmaya çalışırken yerimden sıçradım, abartmıyorum. Bugün gördüm ki çok az da olsa biraz hızlanmışım. Böyle böyle gidecek demek ki. Bir de Adobe’da görsel birleştirme konusunda bir işim var ama onunla pek sorunum yok.

Peki bu raporları hazırlarken nasıl hayatta kalıyorum? Bir ay boyunca ya da artık ne kadar zamanda ne kadar başarı göstermişiz, ne kadar bülten çıkmışız da kaç yansımamız olmuş, ne kadar mükemmel yerlerde yayınlanmış omg! şeklinde böyle zengin tablolar göreceğim, başarılı istatistik hesaplamaları yapacağım fikri aklımı oynatmama neyse ki engel oluyor. Buradan hadsizlikle sizlere sesleniyorum, mis gibi markalarımız var, rakiplerimizin çoğunu da çok güzel geçiyoruz çok da iyi geçiyoruz tamam mı, her rakipten yüksek çıkan rakam için Cadı Sila kahkahası atarak hayali upuzun tırnaklarımın girdiği rakamlarla şakıyorum.

Yalnız çok fazla yansıma iyi tamam da, arkadaşlar yerel gazete yapacağız diye işin suyunu biraz çıkarmışsınız sanki. Ne bileyim “amasyaköftesipariş”i, “erzurumvantilatörcüsü”(bakın o kadar saçma), ne bileyim efendim “marmaristostupoşetcisi” gibi sayfalarda bilişimden tutun, anne-bebeğe, ev-dekorasyona kadar falan bültenlerimiz çıkıyor. Değişik bir vizyon sizinki de. Bu konuda çığır açan bir şehir var şimdi ismini tam anmaktan korkuyorum bültenleri paylaşmaktan vazgeçersiniz diye ama E ile başlıyor…

4- Dekupe Servisi & Toplu Mail Gönderimleri

En yakın arkadaşlarım bilir ki, ben mail atmayı severim. Hatta zamanında hocalarına “ya Aygen şunu diyeceğim de nasıl desem, ne yazsam” diye bana mail yazdıranlar da olmuştur. Dolayısıyla bir bülteni ve görsellerini manuel yollamamız gereken (arkadaşlar çeşitli teknolojilerden haberdarız, gerekirse ve istersek diyoruz) ne bileyim mesela 100 hatta 300 – 500 (melodi itibariyle söylemiyorum) kişiye mail atmak bana hiç de sıkıcı bir iş gibi gelmiyor. Elmas da gördükçe veriyor adresleri, veriyor listeleri…

Neyse, bu mailleri atmak iyi hoş ama bu iki haftada Outlook üç dört kez yarıda hata verip mail atmamı engelliyor ve ben fenalık geçiriyorum. Bir de karşıma gelen son listeleri siz de görseydiniz şunu fark edersiniz; S’ye geldiyseniz bir barajla karşılaşırsınız. Ne çok S harfli insan vardır Allah’ım o listede, bitmez yani. Son olarak, ilk gönderimde cevap atmayıp bir vakit sonra ikincisinde “bana daha önce mail atmıştınız haber vereyim dedim bıdı bıdı” diyen güzide insan, sana hala kırgınım. Kalbimde zarf şeklinde bir kırıklık oluştu, sana saygı duyuyorum ama bunu bil istedim. Sana bir daha mail atmadım ve atmayacağım………………….

5- Basın Listeleri

Bir başka görevim de liste çıkarmaktır. Burada en çok otomatik inmeyen mail adreslerini bulup eklemekle vaktim geçer. Bu göreve karşı nötrmüşüm galiba, şu an fark ettim. Yerel listelerde ne kadar soyadı aynı kişiyi gördüğümde artık şaşırmıyorum. Ailece yemek yerken “Durun bir yarın gazete açıverelim bari.” mi dediniz ne yaptınız bilmiyorum… Buradaki motivasyonum gazetecilerin etkinliklerimize böyle bol bol gelmesini, ellerini ayaklarını korkak alıştırmamalarını düşünmektir.

İşte genel olarak böyle. Başka birkaç iş daha sayabilirim ama artık sizinkileri dinlemek isterim. Görevlerinizi gerçekleştirirken hangi motivasyonlar sayesinde hayatta kaldığınızı bizimle paylaşırsanız, biz de bir molamızda okur, mutlu oluruz. Bizim gibi tatlı ve çalışkan bir ekiple çalışıp görevlerime görev, minik çılgınlıklarıma sonsuzluk, başarılarımıza ve başarılarınıza katkı sağlamak ister misiniz? O halde bizimle iletişime geçin!