Gündemi çok yoğun ve hareketli günlerden geçiyoruz. Türkiye için çok önemli bir seçimi geride bıraktık. Sosyal medya tabiri caizse çalkalanıyor.

Bu seçimde ilk kez siyasi partilerin genç seçmeni hedeflediği yaratıcı sosyal medya kampanyalarıyla karşılaştık. Tabii ki görüşlerimiz ve beklentilerimiz üzerine yine sosyal medyada sıkça konuştuk. Sosyal medya üzerinde anketler yaptık, komplo teorilerini tartıştık, uzlaştık, haberleştik, dertleştik…

Hepimiz kendi görüşümüz çerçevesinde bir diyaloğun içerisindeydik. Seçim sonuçlandı ve bu sefer de herkesin kafasında aynı soru belirdi: Sosyal medya ülkeyi temsil ediyor mu? Benim haber akışımdaki herkes benimle aynı düşünüyor gibiydi, gördüğüm ve oy verdiğim tüm anketlerde benim görüşüm öndeydi, herkes ama herkes benim fikrimi destekleyecek tweetleri paylaşıyordu. Peki ne oldu?

Twitter’de #Seçim2018 hashtag’ine bakarsanız bu ve benzeri yorumları oldukça sık görebilirsiniz. Seçim sonucu kadar konuşulan tek konu; “Demek ki sosyal medya toplam kamuoyunu temsil etmiyor.”, “Sosyal medya sadece ülkenin azınlığını temsil ediyor.”, “Sosyal medya trendleri ile dip dalganın bir ilgisi yok.”, “Sosyal medya sizi kör etmiş!”, “Sosyal medya tüm Türkiye’yi temsil eden bir şey değil!”. Kısacası bu seçimin en önemli tespiti sosyal medyanın ülkeyi temsil etmediği oldu. Ama neden?

Twitter ve diğer sosyal medya platformlarının, Arap Baharı’ndan ABD başkanlık seçimlerine kadar sayısız tarihi olayların gidişatını değiştirdiğine inanılıyor. Çevrimiçi sosyal ağlar, ahlaki ve politik fikirleri tartışmak için yaygın bir ortam haline geldi. 2018’in ilk çeyreği itibariyle dünya çapında Twitter’in 336 milyon Facebook’un ise 2 milyarın üzerinde aktif kullanıcısı olduğu tahmin ediliyor. Türkiye ile ilgili tahminler ise 48 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı olduğunu gösteriyor.

Tam da bunu düşündüğüm sırada, uzun zamandır çok severek takip ettiğim Akan Abdula’nın şu tweetiyle karşılaştım.

“Tweetler Kendi Politik Baloncuklarında Kalıyor” başlığıyla paylaşılan linki inceleyince kendi içimde bir aydınlanma yaşadım. Gerçekten de öyleydi! Fikirdaş tweetler ait oldukları politik baloncuklar içinde yaşıyor ve farklı düşünceleri görmememizi sağlıyordu. Linkteki metni elimden geldiğince Türkçeleştirerek sizinle de paylaşmak istedim. Akan Abdula’ya bu analize ulaşmamı sağladığı için tekrar teşekkür ederim.

Tweetler Nasıl Kendi Politik Baloncukları İçinde Kalıyor?

Dünyanın en saygın ve kapsamlı multidisipliner bilimsel dergilerinden biri olan PNAS’de yayınlanan ve yarım milyondan fazla tweetin incelenmesini içeren çalışma, ahlaki olarak “öfkeli” tweetlerin, yaygın olarak kendi politik alanlarında retweetlenme eğiliminde olduklarını ve ancak nadiren kendi baloncuklarından kaçabildiklerini gösteriyor. Bulgular aynı zamanda gerçek politik tartışma sırasında ahlaki fikirlerin ağlar içinde nasıl yayıldığına dair bir içgörü sunuyor.

New York Üniversitesi’nde psikolog William Brady tarafından yönetilen araştırmacılar, çalışmaya üç farklı tartışmalı konu hakkında 563.312 tweetde kullanılan dili analiz ederek başlıyor: Silah kontrolü, eşcinsel evlilik ve iklim değişikliği. Tweetleri ahlaki dil (ör. “sorumluluk”), duygusal dil (ör. “korku”) ve hem ahlaki hem de duygusal dil (ör. “nefret”) olarak sınıflandırıyorlar ve tamamen ahlaki veya tamamen duygusal olan tweetlerin fazla sayıda retweet içermediğini, ancak hem ahlaki hem de duygusal kelimeler eklenen tweetlerin retweetlerinde %20’lik bir artış olduğunu buluyorlar.

Bunun ardından araştırmacılar, bu paylaşımın ne kadarının ideolojik ağlarda olduğunu inceliyor ve her kullanıcının ideolojik eğilimlerini, takipçi ağlarına dayalı politik iknaları ölçen bir algoritma kullanarak tahmin ediyorlar. Her tweet için yazarla aynı ideolojiye sahip olanların retweet sayısını farklı bir ideolojiye sahip olanların retweet sayısıyla karşılaştırarak hesaplıyorlar. Sonuç olarak, genellikle silah kontrolü ve iklim değişikliği ile ilgili mesajlar için grup dışı retweetlerden çok daha fazla grup içi retweet bulunuyor. Eşcinsel evlilik tweetleri için de bulgular aynı yöne doğru eğilim gösteriyor, ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmuyor.

Yukarıdaki ağ grafiğinde bu bulguların görselleştirilmesini görebilirsiniz. Mavi renk liberal kullanıcıları, kırmızı renk ise muhafazakârları gösteriyor. Noktalar tüm politik konularda tweetleri temsil ederken, çizgiler retweetleri temsil ediyor. İki kümenin arasında bazı etkileşimler olmasına rağmen, kırmızı ve mavi büyük ölçüde ayrı kalıyor. En ahlaki veya duygusal kelimeler bile, görünüşe göre, koridorun karşısından bir retweet istemek için yeterince güçlü olamıyor.

Kısacası, kendi politik baloncuğunuzdan biraz çıkıp, gerçekten sosyal medyanın derinlerinde gezerseniz, belki de sosyal medyanın ülkeyi ne oranda temsil ettiğini görebilirsiniz. Kendi baloncuğunuzda kaldığınız sürece, sizden farklı düşüneni görmeniz çok mümkün olmayacaktır. Tabii “Böylesi daha iyi!” demiyorsanız.